top of page

"Executive Presence": Sessiz Gücün Örgütsel Dili

  • Yazarın fotoğrafı: Kerem Can Terzi
    Kerem Can Terzi
  • 20 Nis
  • 2 dakikada okunur
ree

Bazı insanlar, bir odaya girdiklerinde fark edilir. Henüz kimseye dokunmadan, hiçbir söz söylemeden ortamın akışını değiştirirler. Ne yüksek sesle konuşurlar ne de dikkat çekmeye çalışırlar, ama varlıkları kendiliğinden bir etki yaratır. Bu fark edilişin arkasında pozisyon değil, duruş vardır. Hiyerarşi değil, güven. Bu etkiye dünyada executive presence deniyor. Türkçeye çevirmesi zor ama hissi tanıdık: Sessiz ama güçlü bir varlık hali.

Bu kavram, özellikle kolektif yapılar içinde kendini daha çok hissettirir. Çünkü örgütlü yaşamda herkesin sesi, fikri ve katkısı değerlidir; ancak bazı kişiler, yapının içinde denge unsuru olur. Fikir üretirken değil sadece, dinlerken de etki sahibidirler. Yol gösterirken değil sadece, beklerken de güven verirler. Onların varlığı, karar süreçlerine dinginlik, gündelik ilişkilere ise istikrar kazandırır.

Executive presence, kendine has bir özgüvenden doğar. Bu özgüven, konuşma biçiminde değil; düşünme biçiminde, krizle başa çıkma yönteminde, bir tartışmada sergilenen soğukkanlılıkta kendini gösterir. Belirsizlik anlarında, yön duygusu sağlam olanlar öne çıkar. Ve bu yön duygusu, yalnızca akıl değil; sezgi, deneyim ve nezaketin bir bileşimiyle oluşur.

Bu etki, görünmekten daha çok hissettirmekle ilgilidir. Örgüt içinde etkili olmak bazen en yüksekten konuşmayı değil, gerektiğinde bir adım geride ama her an hazır olmayı gerektirir. Sözün değeri, sadece içeriğinde değil; zamanlamasında ve bağlamında saklıdır. Executive presence da tam bu dengeyi kurabilenlerin niteliğidir.

Elbette bu özellikler sonradan gelişebilir. Kimi zaman yıllar süren deneyimle, kimi zaman bir kırılma anıyla şekillenir. Ancak ortak bir noktaları vardır: Bu insanlar kendiyle barışıktır. Söylemleriyle eylemleri arasında bir uyum vardır. Herkesin baktığı yöne değil, ihtiyaç olan yöne bakabilirler. Bunu yaparken de iddia değil; itibar üretirler.

Örgütler, böyle varlıkların çoğaldığı oranda güçlenir. Çünkü her yapının sadece fikir üretene değil, atmosfer kurana; sadece karar alana değil, denge sağlayana da ihtiyacı vardır. Sessiz gücün, görünmeyen liderliğin örgütsel değeri işte burada ortaya çıkar.

Bu bağlamda Nelson Mandela’nın şu felsefesi anlam kazanır:

“Lider olmak, insanları arkandan yürütmek değil; onların seninle birlikte yürümek istemesini sağlamaktır.”

Günün sonunda, mesele etkili bir pozisyonda bulunmak değil; pozisyon olmadan da etki yaratabilmektir. Executive presence, unvandan değil; duruştan beslenir. Ve bazen sadece orada olmak bile yeterlidir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page