YOLUN ADI VEFA
- Kerem Can Terzi

- 15 Eki 2025
- 2 dakikada okunur

Siyaset, çoğu zaman bir güç mücadelesi olarak görülür. Sandıklar, oylar, listeler, dengeler… Oysa asıl mücadele bunların çok ötesindedir. Gerçek siyaset; insanın kendi egosuyla, sabrıyla, adaletiyle, dostlukla imtihanıdır.
Son dönemde yaşadığımız kongre süreçleri, bize bir kez daha bu gerçeği hatırlattı.
Birbirimizi en çok konuştuğumuz, bazen yanlış anladığımız, kimi zaman da sessizce seyirci kaldığımız bir dönemi geride bıraktık. Ancak tüm bunların ötesinde, hâlâ aynı hedefe yürüyen, aynı umudu paylaşan insanlar olduğumuzu unutmamamız gerekiyor. Çünkü siyasette asıl mesele, kimin kazandığı değil, kimin vefalı kaldığıdır.
Bu partide yıllarını vermiş çok insan tanıdım. Kimisi uzun süre görev aldı, kimisi bir kongrede aday oldu, kimisi yalnızca bir dönem sandıkta görev yaptı. Ama şunu gördüm:
Gerçek yol arkadaşlığı, unvanla değil, duruşla ölçülür.
Birlikte yürüdüğün insanlar; seninle yalnız alkışta değil, sessizlikte de duran insanlardır.
Yanında olduğu belli olmasa bile, arkanda olduğunu bildiğin kişilerdir.
Bizim yolumuzda esas olan, siyasette geçen yıllar değil; o yıllarda gösterilen vefa, emek, dürüstlük ve şeffaflıktır.
Bir insanın kaç kongre yaşadığı değil, her kongrede aynı çizgide kalabilmesidir kıymetli olan.
Kendisine değil, memlekete sevdalı olabilmesidir.
Kongre süreçleri, siyasetin laboratuvarıdır aslında.
Orada herkesin kim olduğunu, neye inandığını, neyi ne kadar sahiplendiğini görürsünüz.
Kimi bir makam için mücadele eder, kimi bir ideal için.
Kimi birini yıkarak çıkmak ister, kimi herkes ayakta kalsın diye geri çekilir.
Ama sonunda herkes kendi aynasıyla baş başa kalır.
O aynaya baktığında yüzünü kızartmayan, başını öne eğdirmeyen her insan, aslında kazanan taraftadır.
Biz “Canla Başla” derken, tam da bunu kastettik.
Bu söz, bir slogan değil; bir duruştur.
Yorgunluğa rağmen inatla yürümek, haksızlığa rağmen adil kalmak, umutsuzluğa rağmen gülümsemektir.
Yani siyaseti bir meslek değil, bir vicdan işi olarak görmektir.
Her dönemde birileri gelir, birileri gider.
Ama geride kalanlar, yalnızca isimler değil, izlerdir.
O izlerin içinde kimin ne kadar dürüst olduğu, kimlerin menfaat yerine memleketi seçtiği bellidir.
Vefasızlık anlık kazanır ama tarih onu asla affetmez.
Tarih, sabırlı ve temiz insanların defterine yazılır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, “iyi ki bu yolda birlikte yürüdük” diyebileceğimiz insanlar varsa, işte o zaman doğru yoldayız demektir.
Çünkü siyasette en kıymetli şey, yalnız yürümemektir.
Yol arkadaşlığının, omuzdaşlığın, dayanışmanın kıymetini bilen her insan, bu ülkenin geleceğine umut taşır.
Ben, siyaseti bir çıkar aracı değil; bir ahlak meselesi olarak görüyorum.
Kimi koltukla tanımlanır, kimi sözle, kimi davranışla.
Ama asıl olan, insanın kendini hangi değere yasladığıdır.
Biz bu yola adımızla değil, yüreğimizle çıktık.
Ve biliyoruz ki, dürüst olanlar her zaman geç kazanır ama hiç kaybetmez.
Kongreler gelir geçer, yönetimler değişir, listeler unutulur.
Ama samimiyet unutulmaz.
Bir kahve sohbetinde, bir sokak başında, bir çocuğun gözünde yeniden canlanır.
Çünkü “Canla Başla” olmak, bir seçimin değil, bir yaşam biçiminin adıdır.
Biz, bir dönemi kapatıp yenisine başlarken; kimseyi dışlamadan, kimseyi küçümsemeden, kimseyi yok saymadan, birbirimizi yeniden bulmalıyız.
Partimizin, örgütümüzün, bu ülkenin bize en çok ihtiyaç duyduğu şey budur:
Birbirine güvenen, inanan, omuz omuza yürüyen insanlar.
Yol uzun, yük ağır, rüzgâr sert olabilir.
Ama kalplerimiz bir olduktan sonra, hiçbir fırtına bizi yolumuzdan çeviremez.




Yorumlar