SİYASETİN "SHOWMAN"İ
- Kerem Can Terzi

- 20 Oca
- 2 dakikada okunur

Siyaset, insanın kendini parlatacağı bir sahne değildir.
Olmamalıdır.
Çünkü sahne dediğin yerde ışıklar kişinin yüzüne vurur; siyaset dediğin yerde ışık, halkın üstüne vurmalıdır. Biri şöhret, diğeri sorumluluk üretir. Aradaki farkı bilmeyen herkes, siyaset yapıyor gibi görünür ama aslında sadece görünürlük satın alır.
Bugün memleketin en büyük derdi, “temsil” ile “reklam”ı birbirine karıştıran tiplerdir. Siyaseti bir kariyer basamağına, bir pazarlama kampanyasına, bir kişisel marka çalışmasına çevirenler; kendini “hizmet” diye paketleyip, içini boş bir PR ile dolduranlar; bir tabelayı, bir rozeti, bir fotoğraf karesini kullanıp “halktan biri” rolü kesenler… Sonra da bu rolü, kişisel menfaatine çevirecek düzenekler kuranlar...
Mesele derneklere, sivil toplum kuruluşlarına üye olmak değil. Mesele daha fazla görünebilme adına ziyaret yapmak değil. Mesele fotoğraf çektirmek hiç değil.
Mesele şu: Bu işler insanlara fayda üretmek için mi yapılıyor; yoksa insana faydalı görünmek için mi? Eğer sonuç; birkaç fotoğraf, birkaç süslü cümle, birkaç paylaşımla sınırlıysa, ortada siyaset değil, vitrin var demektir. Vitrinle memleket yönetilmez.
Daha kötüsü, bazıları “örgüt” fikrini bile bir değerler bütünü olarak değil, bir imkân alanı olarak görür. İnsanların emeğini, güvenini, dayanışma duygusunu; kendine yol açmak için bir kaldıraç gibi kullanmaya kalkar. Siyasetin en mahrem tarafı burasıdır: güven. Çünkü örgüt dediğin şey, insanın adını, emeğini, inancını ortaya koyduğu yerdir. O güveni kişisel çıkarın merdiveni yapan biri; siyasete değil, fırsatçılığa soyunmuştur.
Bu tiplerin dili hep aynıdır: Sürekli “biz” derler ama dertleri hep “ben”dir. Sürekli “halk” derler ama muhatapları hep “kendi çevreleri”dir. Sürekli “değer” derler ama ilk pazarlıkta değeri bozarlar. Herkese selam verirler; ama selamın arkasında bir hesap vardır. Her yerde görünürler; ama hiçbir yerde yük taşımayı sevmezler. Çünkü yük, fotoğrafa çıkmaz.
Bir de alkış meselesi var. Bazı insanlar, gerçek ekiple değil; alkışla yürür. Kendine alkış toplayan bir çevre kurar, eleştiriye kulak tıkar; kulak tıkayan şımarır; şımaran savrulur. Savrulan örgüte zarar verir. Ve en sonunda bedeli, yine bu memleket öder.
Oysa siyaset, bedel ödemektir. İtibar devşirmek değil; sorumluluk almaktır. Hızla parlamak değil; yavaş yavaş güven biriktirmektir. Slogan üretmek değil; sonuç üretmektir. Ve en önemlisi: Siyaset bir “meslek” değildir; bir “emanet”tir. Emanetin hakkını veremeyen kişi, ne kadar konuşursa konuşsun, ne kadar görünür olursa olsun, sadece şunu kanıtlar: O, siyasetçi değil; bir “proje”dir. Kendini büyütmek için siyaseti kullanan bir proje.
Bizim ihtiyacımız olan şey; afiş gibi insan değil, omurga gibi insan.
Herkesle fotoğraf vermek için yarışan değil, herkesin yükünü alan insan. Her yerde “ben buradayım” diyen değil, gerektiğinde en zor yerde “ben buradayım” diyebilen, diyebilecek insan.
Siyaset, vitrin işi değildir.
Siyaset, karakter işidir.




Yorumlar